Anasayfa / Sosyal, Siyasi ve TBMM Çalışmaları / TBMM Çalışmaları / Meclis Konuşmaları / Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan Hakkında Bir Meclis Soruşturması Açılmasına İlişkin Önergenin (9/3) Ön Görüşmesi

Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan Hakkında Bir Meclis Soruşturması Açılmasına İlişkin Önergenin (9/3) Ön Görüşmesi

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz (9/3) esas numaralı önerge üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, önceki oturumumuzda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 sayılı dosyası kapsamında şahsımın da aralarında bulunduğu grubumuzdan 55 arkadaşımızla verdiğimiz önerge yüce Meclis tarafından kabul edilmiş ve soruşturma komisyonu kurulması kararlaştırılmıştır. Meclis soruşturma komisyonu, Ekonomi eski Bakanı Sayın Zafer Çağlayan’la ilgili iddiaları da araştıracaktır. Aşağıda ifade edeceğim sebeplerle aynı konuda ayrı bir komisyon daha kurulmasının bu aşamada doğru olmadığı kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz konunun şeklî, hukuki ve siyasi boyutları var. Şeklî bakımdan değerlendirecek olursak bu soruşturmaları başlatan merci, dosyaları zaten fikren bir araya getirmiş; ayrı zamanlarda tespit ettiği hususları birleştirmiş, yorumlarında 4 dosya arasında bağlar kurarak onları bir paket hâline getirmiş. Bu itibarla, Meclisimizin de konuyu ayrı ayrı komisyonlarda değil, tek komisyonda incelemesi soruşturmanın şekli ve selameti bakımından doğrudur ve süreçte doğabilecek çeşitli kargaşaları önleyecektir.

17 Aralık gününden bu yana, henüz iddianame hazırlanmadan, çeşitli kesimler konuyu istismar boyutuna varacak, kişisel hakları zedeleyecek, vicdanları yaralayacak boyutta çekiştirmiştir. Hatta muhalefet 30 Mart seçim politikalarını bu iddialar üzerine kurmuştur. Şimdi de ayrı ayrı komisyonlar teklif ederek kendilerince siyasi rantı artıracaklarını düşünebilirler fakat bu uygun bir yol değildir.

Hukuki boyut açısından: Sayın bakanlar hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204, 252, 255, 257 ve 285’inci maddeleri kapsamında iddialarla hukuki bir süreç başlatılmıştır. Her partiden iştirak edecek üyelerle kurulacak olan soruşturma komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi soruşturma komisyonu mevcut evrakları inceleyecek, tarafları ve tanıkları dinleyecek, ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi araştıracaktır. Yüce Meclisimiz milletimizin vicdanı olduğu gibi, bu soruşturma komisyonu da Meclisimizin vicdanı olarak meseleyi en ince ayrıntısına kadar tetkik ederek raporunu sunacaktır.

Ülkemizde her kim olursa olsun yasalara uymak zorundadır. Hiç kimse yasaların haricinde tutulamaz. Komisyonun vereceği kararın sonuna kadar arkasında olacağız.

Konunun siyasi boyutuna gelince: Esasen 2012 yılında başladığı anlaşılan takip ve soruşturma dosyalarının bekletilmeden tespitin yapıldığı an itibarıyla işlem uygulamasına geçilseydi, yargının hukuki görevini yapmakta olduğunu düşünebilirdik. Ancak böyle olmamış, soruşturmaların bekletilip bütün dosyaların bir plan dâhilinde birleştirilerek aynı gün içerisinde harekete geçilmesi, bunun, hakkın ve hukukun tecellisi maksadından çok, halkımızı galeyana getirmek, şok etkisi yaratmak, yurt içinde ve yurt dışında sansasyon oluşturarak Hükûmeti devirmeyi amaçlayan bir cunta operasyonu niteliği taşıdığını göstermektedir.

2003 yılından bu yana ülkemizin istikrarını bozmaya dönük benzer hareketler başka şekil ve görüntüler altında sergilenmiş ve başarılı olamamıştır. Hedefleri iktidarın arkasındaki çoğunluğun zihnini bulandırmak, iktidara karşı güven bunalımı yaratarak ülkemizi istikrarsızlaştırmaktır. Uluslararası bazı şirketlerin ve kuruluşların destekleriyle gelişmekte olan ülkelerde demokrasileri tehdit eden cunta hareketlerinin emir komuta prensipleriyle çalışan piramit yapıların içinden çıktığı bir gerçektir.

Bu açılardan değerlendirdiğimizde, aktörleri ve şekli farklı olsa da beklenen sonuçlar itibarıyla 17 Aralık hareketini 12 Mart 1971 darbesine benzetebiliriz. Şöyle ki: 1960 demokrasi suikastından sonra milletimiz 1965 seçimleriyle siyasi istikrarı yakalamış, kalkınma yolunda yeniden bir gayrete koyulmuştu. 1969 seçimlerinde milletimizin yine siyasi istikrarı tercih etmesiyle eş zamanlı olarak üniversitelerde öğrenci olayları başlatıldı. “İrticaya hayır”, “devrimci Türkiye”, “İktidar irticaya prim veriyor.”, “laiklik tehlikede”, “cumhuriyet değerleri tehlikede”, “faşist iktidar”, “Türkiye polis devleti oluyor.” sloganlarıyla Ankara ve İstanbul’da meydanlar dolduruldu. Polisler ve öğrenciler karşı karşıya getirildi. Kaos ortamı meydana getirildi. Bu olayları gerekçe gösteren askerî cunta bir muhtırayla Hükûmetin istifasını istedi. Seçimlere daha iki buçuk yıl olmasına rağmen, baskıya boyun eğen Hükûmet, milletin iktidarını cuntaya teslim etti.

O günleri yaşayan 2 milletvekilinin hatıralarını birkaç cümleyle sizlerle paylaşmak istiyorum: Esat Kıratlıoğlu şöyle anlatıyor: “12 Mart günü İmar ve İskân Bakanının odasındaydım. Saat 13.00’te haberleri dinlerken askerin Hükûmetin istifası için muhtıra verdiğini öğrendik. Sayın Başbakan bu durumun demokrasiye karşı bir hareket olduğunu belirterek istifa etti. 12 Mart ihtilali olduğunda Türkiye’de faizler yüzde 5,5; enflasyon yüzde 5’ti ve Türkiye OECD ülkeleri arasında Japonya’dan sonra en yüksek kalkınan 2’nci ülkeydi. İktidarın yıkılıp koalisyon hükûmetlerinin kurulması için askerî, politik ve dış güçler marifetiyle bir hareket gerçekleştirildi, ondan sonra da Türkiye’nin hem ekonomik hem de politik düzeni berbat oldu.”

Yine, Kastamonu Milletvekili Fethi Acar: “Muhtıradan sonra ülkenin istikrarsızlık dönemi başladı. 1973 milletvekili seçimlerine kadar, iki buçuk yıl içinde 4 hükûmet değişti. Bu dönemde İstanbul Birinci Boğaz Köprüsü geçişi dâhil, ülkemiz için çok önemli projeler gündeme gelmişti.”

Değerli milletvekilleri, böylece 1971 darbesinin ardından 1973-1980 arasında devlet hâkimiyeti zayıfladı, sokak hareketleri arttı, rejim kavgaları başladı, kayıtlara göre 8.500’e yakın gencimiz sokak olaylarında katledildi. Kahve taramalar, bombalamalar, suikastlar, mahkemeler, tutuklamalar, işkenceler, soruşturmalarla 12 Eylül sürecinde 100 bine yakın gencimiz aileleriyle beraber büyük zarar gördü; okuyup öğretmen, mühendis, doktor, bankacı olacak gençlerimiz sistemden uzaklaştı; ülke istikrarsızlaştı, fakirleşti.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yaşanan tarihten ve problemlerden ders alındığı takdirde onların bir değeri olur. Basiret aynı hatalara düşmemeyi gerektirir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Kanlı pazardan ders aldın mı hocam, kanlı pazardan?

SADIK BADAK (Devamla) – Ülkemizin on iki yılda göstermiş olduğu önemli başarılardan birisi, IMF’yle 1961 yılında başlayan borç ilişkimizi 2013 Mayıs ayında bitirmiş olmamızdır. Bunun ülkemizin geleceği açısından taşıdığı önemini, IMF’nin gelişmekte olan ülkelerdeki metotlarını ve sonuçlarını takip edenler iyi değerlendirecektir. Bugün Türkiye geleceğini planlayan, hedeflerine ulaşabilen bir ülke olma yoluna girdi. Milletimiz yeni hedeflere hukuk ve demokrasi içinde, istikrarlı yönetim ve planlı kalkınmayla ulaşabileceğimizin şuurundadır. Kişilerin varsa yasal olmayan iş ve eylemleri üzerinden demokrasiyi, kalkınmayı hedef alan hareketlere destek olmak ülkemizin geleceğine katkı sağlamaz.

Son olarak şunu ifade etmek isterim: Yüce Meclisimiz bugün denetim görevini yerine getirmektedir. İddialarla ilgili oluşturulacak komisyon, tarafları dinleyip bütün sorulara cevap verecek ve raporunu hazırlayıp sunacaktır. Bizler de yasalar çerçevesinde süreci takip edeceğiz.

Bu değerlendirmeler ışığında ayrıca bir komisyon kurulmasının gerekli olmadığını düşünüyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*